Kısayollar: F odak modu · + − yazı boyutu · Esc kapat. Tercihlerin bu cihazda hatırlanır.
Review·Vol. III · Sayı 1 · Nº 001·Akademik

DİJİTAL ÇAĞDA HAKLARIN DÖNÜŞÜMÜ: FİKRİ MÜLKİYET HUKUKUNDA YAPAY ZEKA VE BLOKZİNCİR PERSPEKTİFİ

Bu çalışma, hızlı teknolojik gelişme karşısında hukukun çok boyutlu dönüşümünü, özellikle fikri mülkiyet hukukunu; blokzincir tabanlı hak yönetimi ve veri mülkiyeti gibi yeni hukuki kategorilerin ortaya çıkışı bağlamında incelemektedir. Ardından hak kavramı dijitalleşme perspektifinden incelenmekte ve dijital kimlik ile dijital ayak izinin ortaya çıkışı, veri mülkiyeti, veri koruma gibi yeni hak kategorilerinin doğuşu ele alınmaktadır. Çalışma, yapay zeka üretimi eserlerin hukuki statüsünü ve fikri mülkiyet hukuku kapsamında korunup korunamayacağını; ABD Telif Hakkı Ofisi ve Dünya Fikri Mülkiyet Örgütü'nün insan yazarlığı gerekliliğine yaklaşımları ekseninde incelemektedir. Klasik yazarlık doktrini ile yapay zekanın kolektif ve veri güdümlü üretim niteliği arasındaki gerilimin ortaya çıkardığı soru işaretleri gündeme getirilmekte ve “Yapay zeka tarafından üretilen eserler insan yaratıcılığı kriterini karşılamadığında telif hakkı korumasından yararlanabilir mi?” sorusuyla klasik telif hukuku anlayışının dijital çağda yeterli olup olmadığı sorgulanmaktadır. Ayrıca blokzincir teknolojisi ve akıllı sözleşmeleri fikri mülkiyetin kaydı, lisanslanması ve telif gelirlerinin dağıtımı bakımından araçlar olarak ele alınmaktadır. Blokzinciri tabanlı sistemlerde delil değeri, sözleşmesel geçerlilik ve uyuşmazlık çözümüne ilişkin hukuki sorunlar ise henüz yanıtlanmamış doktrinsel sorular olarak tespit edilmektedir. Çalışma, hukukun hakları yalnızca devlet-birey ilişkisi ekseninde değil; platform birey, algoritma-birey ve veri-birey eksenlerinde de yeniden tanımlaması gerektiği sonucuyla tamamlanmaktadır.

NFT'LER VE DİJİTAL SANAT ESERLERİNİN FİKRİ MÜLKİYET HUKUKU AÇISINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ

Özet

Bu çalışma, hızlı teknolojik gelişme karşısında hukukun çok boyutlu dönüşümünü, özellikle fikri mülkiyet hukukunu; blokzincir tabanlı hak yönetimi ve veri mülkiyeti gibi yeni hukuki kategorilerin ortaya çıkışı bağlamında incelemektedir. Ardından hak kavramı dijitalleşme perspektifinden incelenmekte ve dijital kimlik ile dijital ayak izinin ortaya çıkışı, veri mülkiyeti, veri koruma gibi yeni hak kategorilerinin doğuşu ele alınmaktadır. Çalışma, yapay zeka üretimi eserlerin hukuki statüsünü ve fikri mülkiyet hukuku kapsamında korunup korunamayacağını; ABD Telif Hakkı Ofisi ve Dünya Fikri Mülkiyet Örgütü'nün insan yazarlığı gerekliliğine yaklaşımları ekseninde incelemektedir. Klasik yazarlık doktrini ile yapay zekanın kolektif ve veri güdümlü üretim niteliği arasındaki gerilimin ortaya çıkardığı soru işaretleri gündeme getirilmekte ve "Yapay zeka tarafından üretilen eserler insan yaratıcılığı kriterini karşılamadığında telif hakkı korumasından yararlanabilir mi?" sorusuyla klasik telif hukuku anlayışının dijital çağda yeterli olup olmadığı sorgulanmaktadır. Ayrıca blokzincir teknolojisi ve akıllı sözleşmeleri fikri mülkiyetin kaydı, lisanslanması ve telif gelirlerinin dağıtımı bakımından araçlar olarak ele alınmaktadır. Blokzinciri tabanlı sistemlerde delil değeri, sözleşmesel geçerlilik ve uyuşmazlık çözümüne ilişkin hukuki sorunlar ise henüz yanıtlanmamış doktrinsel sorular olarak tespit edilmektedir. Çalışma, hukukun hakları yalnızca devlet-birey ilişkisi ekseninde değil; platform-birey, algoritma-birey ve veri-birey eksenlerinde de yeniden tanımlaması gerektiği sonucuyla tamamlanmaktadır.

Anahtar Kelimeler: Blokzincir, Akıllı Sözleşme, Telif Hakkı

Artificial Intelligence and Blockchaın Perspectıves in Intellectual Property Law

Abstract

This study examines the multidimensional transformation of law in the face of rapid technological developments, with a particular focus on intellectual property law, in the context of the emergence of new legal categories such as blockchain-based rights management and data ownership. It then analyzes the concept of rights from the perspective of digitalization, addressing the emergence of new categories of rights, including digital identity, digital footprints, data ownership, and data protection. The study further explores the legal status of AI-generated works and whether they can be protected under intellectual property law, focusing on the approaches of the United States Copyright Office and the World Intellectual Property Organization regarding the requirement of human authorship. It raises the questions arising from the tension between the traditional doctrine of authorship and the collective, data-driven nature of artificial intelligence, and examines whether the classical understanding of copyright law remains adequate in the digital age by asking: "Can works generated by artificial intelligence benefit from copyright protection when they do not meet the criterion of human creativity?" In addition, the study considers blockchain technology and smart contracts as tools for the registration, licensing, and distribution of royalties in the field of intellectual property. Legal issues concerning evidentiary value, contractual validity, and dispute resolution in blockchain-based systems are identified as unresolved doctrinal questions. The study concludes that law must redefine rights not only within the framework of the state–individual relationship, but also along the axes of platform–individual, algorithm–individual, and data–individual relationships.

Keywords: Blockchain, Smart Contract, Copyright

I. Giriş

A. Teknolojinin Hızla Gelişmesi ve Hukuk ile İlişkisinin Önemi

  1. yüzyılın ortalarında bilgisayarın icadıyla filizlenen dijitalleşme süreci 21. yüzyılda öngörülemeyen bir hız kazanmıştır. İnternetin yaygınlaşması, akıllı cihazların gündelik hayatın ayrılmaz bir parçası haline gelmesi ve veri üretiminin katlanarak artması; iletişimden ticarete, eğitimden sağlığa kadar neredeyse hayatın her alanını köklü bir şekilde dönüştürmüştür. Bugün insanların çoğu fiziksel ve dijital dünya arasındaki sınırın giderek silikleştiği bir ortamda yaşamaktadır. Bu dönüşüm yalnızca teknolojik bir ilerlemeyi değil; aynı zamanda toplumların örgütlenme biçimini ve bireylerin birbirleriyle ve kurumlarla kurduğu ilişkileri yeniden şekillendiren yapısal bir değişimi de ifade etmektedir.

Dijitalleşmenin bu denli hızlı ve kapsamlı bir dönüşüm yaratması hukuk sistemlerini de kaçınılmaz biçimde etkilemiştir. Geleneksel hukuk fiziksel bir dünya üzerine inşa edilmiş; haklar, yükümlülükler ve sorumluluklar bu çerçevede tanımlanmıştır. Ancak dijital ortamın sınır tanımayan ve sürekli değişen yapısı, mevcut hukuki kategorilerin yetersiz kaldığı yeni sorun alanları doğurmuştur. Özel hayatın gizliliği, ifade özgürlüğü ve mülkiyet hakkı gibi temel kavramlar, dijital çağda yeni anlam katmanları kazanmakta; bu hakların kapsamı, sınırları ve korunma biçimleri yeniden tartışmaya açılmaktadır. Bireyin kendi verisi üzerindeki hakları, dijital kimliğin korunması ve unutulma hakkı gibi kavramlar, hak kavramının dijitalleşmeyle birlikte nasıl genişlediğini ve dönüştüğünü açıkça ortaya koymaktadır.

B. Hukuk ve Teknoloji Kesişiminin Tarihi

"Kod" kavramı farklı disiplinlerde birbirinden oldukça farklı çağrışımlar uyandırabilmektedir. Örneğin bir istihbarat uzmanı kodu şifrelenmiş bir mesaj olarak algılarken, bir biyolog için bu kavram genetik yapıya işaret eder. Öğrenciler açısından karmaşık bilgileri akılda tutmayı kolaylaştıran bir kısaltma ve ezberleme yöntemiyken, bir yazılım geliştiricisi için sisteme verilen talimatlar dizisini ifade etmektedir. Bir hukukçu için ise, 21. yüzyıla kadar kanun ve kuralların sistematik ifadesinden başka bir şey değilken bugün "kod" kavramı, hukuki literatürde yalnızca yazılı kurallar bütününü ifade etmekten çıkmış ve teknolojiyi de ifade eder hale gelmiştir.

1999 yılında yayımladığı "Code and Other Laws of Cyberspace" adlı eserinde ortaya attığı "Kod kanundur." ifadesiyle tanınan Lawrence Lessig, Harvard Hukuk Fakültesi'nde görev yapan ve internet hukuku ile dijital haklar alanının öncü isimlerinden biri olarak kabul edilen Amerikalı bir hukuk akademisyenidir. Anılan kitabında bilgisayar kodunun, dijital dünyada davranışları fiziksel dünyadaki hukuki normların yaptığı gibi düzenlediğini savunmuştur. Lessig ayrıca bu fikri 2000 yılında Harvard Magazine'de yayımlanan "Code is Law" başlıklı makalesinde de açıkça ifade etmiştir.

Daha sonra 2006 yılında önsözünde "Bu, eski bir kitabın çevirisidir; hatta internet zamanıyla ölçüldüğünde, kadim bir metnin çevirisi sayılabilir." sözlerine yer vererek teknolojinin ne kadar hızlı dönüştüğünü ifade etmiş ve ilk kitabını güncellediğini duyurmuştur.

Pratik gelişmeler açısından ise, 1949 yılında Lee Loevinger'ın ''Jurimetrics- The Next Step Forward'' adlı makalesiyle, mahkeme kararlarının ve hukuki olayların kantitatif yöntemlerle analiz edilerek sistematik ve nesnel bir şekilde incelenmesini sağlayan disiplin olan jürimetri ortaya çıkmıştır.

Daha sonra 1960'ların başında bilgisayar destekli hukuki araştırma alanındaki ilk başarılı deneyleri, Pittsburgh Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyesi ve Sağlık Hukuku Merkezi Direktörü Profesör John Horty ve ekibi gerçekleştirmiştir. Ekip, hukuki araştırmacıların geleneksel basılı indeksleme araçlarının kısıtlamalarından bağımsız olarak özelleştirilmiş aramalar yapmalarına olanak sağlayan kapsamlı bir veri tabanı ve arama sistemi geliştirmiş ve buna "Pittsburgh Sistemi" adını vermişlerdir.

Bunun yanında, 1963'te ABD Hava Kuvvetleri tarafından geliştirilen ilk tam elektronik bilgi çıkarma sistemi LITE (Legal Information Through Electronics) da, hukuki bilgilere elektronik ortamda erişim sağlamak için tasarlanmış öncü sistemlerden biridir. Pittsburgh Üniversitesi ile imzalanan sözleşme doğrultusunda yapılmaya başlanan test çalışmalarında, Amerika Birleşik Devletleri Kanunu'nun 19–41. ciltleri ile yayımlanmış Sayıştay kararlarının bir bölümü kullanılmış, daha sonra ABD Kanunu (1964 baskısı), Sayıştay Kararlarının ilk 44 cildi, Askeri Temyiz Mahkemesi kararları, Askeri Mahkeme Raporlarında yer alan Denetim Kurulu kararları, bazı yönetmelik ve kılavuzlar da sisteme dahil edilmiştir.

LITE, zamanla Federal Legal Information Through Electronics (FLITE) olarak evrilmiş ve 1970'lerde çevrimiçi bilgisayar destekli araştırma sistemine dönüşmüştür. Bu sistem, hukuk uzmanlarının daha hızlı ve doğru sonuçlar elde etmelerini sağlamış ve internet üzerinden erişilebilen ilk hukuki araştırma sistemlerinden biri olmuştur.

Bunlardan sonra; tam-metin bir arama sistemi olan Juris, tam-metin dava verisi hizmeti LexisNexis, sadece başlıkları sunan bir veri tabanı olarak başlayıp sonradan tammetin dava kararları veri tabanı olan WestLaw gibi sistemler geliştirilmiştir.

Bugün ise teknolojinin son noktası olan yapay zeka büyük bir hızla avukatların ve hukuk bürolarının gündelik pratiğinin bir parçası haline gelmiştir. Thomson Reuters Enstitüsü'nün 2025 yılı raporuna göre 2024 yılında hukuk kuruluşlarının yüzde on dördü üretken yapay zekayı aktif olarak kullanırken, bu oran 2025'te yüzde yirmi altıya ulaşmıştır. Amerikan Barosu'nun resmi internet sitesinde atıf yaptığı bir rapora göre de hukuk profesyonellerinin yüzde altmış dokuzu iş ile ilgili amaçlar için üretken yapay zeka araçlarını kişisel olarak kullanmaktadır.

II. Dijital çağda hak kavramının dönüşümü ve teknolojik Altyapısı

A. Hak Kavramının Dönüşümü ve Fikri Mülkiyet Hukukundaki Yansımaları

Teknolojinin gelişmesi bireyin hukuki varlığını da dönüştürmüş; fiziksel dünyada tanımlanan kimlik kavramın yanına bir de dijital kimlik eklenmiştir. Birey artık yalnızca nüfus cüzdanı, adres ya da medeni halle değil; kullandığı platformlar, ürettiği içerikler ve bıraktığı dijital izlerle de tanımlanmaktadır. Bu izler; konum verisi, arama geçmişi, sosyal medya davranışları ve çevrimiçi alışveriş alışkanlıkları gibi her gün sessizce birikmeye devam eden veri katmanlarından oluşmakta ve bireyin dijital ayak izini meydana getirmektedir.

Bu dönüşüm, hukuk düzeninin klasik hak kategorileriyle karşılanamayacak yeni ihtiyaçları da beraberinde getirmiştir. Mülkiyet hakkı maddi varlıklar üzerine, kişilik hakları ise fiziksel bireyin korunması üzerine kurulmuştur; oysa dijital çağın sorularına bu kalıplar yeterli yanıtı verememektedir. Veri mülkiyeti, veri koruma veya unutulma hakkı gibi kavramlar bu boşluğu doldurmaya çalışan yeni hak kategorileri olarak ortaya çıkmıştır. Bireyin kendi verisi üzerinde ne ölçüde söz hakkı olduğu, dijital platformlarda ürettiği içeriğin kime ait sayılacağı ve bu içerikten elde edilen ekonomik değerden nasıl pay alabileceği soruları yasa koyucuların, mahkemelerin ve uluslararası kurumların gündeminde yer almaktadır.

Hak kavramının bu dönüşümünü en iyi yansıtan terimlerden biri dijital mülkiyettir. Belirli bir kurucuya atfedilebilecek bir terim olmaktan ziyade tarihsel bir sürecin ürünü olan bu kavram yazılımın ortaya çıkmasıyla birlikte şekillenmeye başlamıştır. Yazılımın mal mı yoksa eser mi olduğu yönündeki ilk tartışmalar, dijital varlıkların hukuki niteliğinin sorgulandığı ilk dönemin ürünüdür. 1990'lı yıllarda internetin yaygınlaşmasıyla birlikte bu tartışmalar derinleşmiş, özellikle lisans sözleşmelerinin gelişimiyle kullanıcıların dijital içerikleri "satın almak" yerine yalnızca sınırlı kullanım hakları elde ettiği yeni bir model ortaya çıkmıştır. Böylece lisans sözleşmeleri bakımından köklü bir dönüşüm yaşanmış; klasik mülkiyet devri anlayışının yerini dijital içeriklere belirli koşullar altında erişim ve kullanım hakkı tanıyan sözleşmesel modeller almıştır. Kullanıcıların sahiplik beklentisi ile gerçekte sahip oldukları sınırlı haklar arasındaki fark giderek derinleşmiştir ve dijital ekonomide mülkiyetin sözleşmeler aracılığıyla yeniden tanımlandığı bir yapı ortaya çıkmıştır.

2010'lu yıllardan itibaren platform ekonomisinin yükselişiyle birlikte kullanıcı verisinin ekonomik bir değer kazanması dijital mülkiyet tartışmasını yeni bir boyuta taşımış, veri üzerindeki hak sahipliği ve kontrol meseleleri gündeme gelmiştir.

Veri mülkiyeti; bireyler, kurumlar veya kuruluşlar tarafından üretilen veriler üzerindeki yasal hakları, kontrolü ve sorumlulukları tanımlayan bir kavramdır. Kişisel verilerin "mülkiyeti", ancak bu verilerin ilgili mülkiyet haklarına sahip bir varlık olarak değerlendirilmesi halinde anlam kazanmaktadır. Verinin mülkiyet hakkına konu edilmesi durumunda bu veriler teminat gösterilebilir ve ticari değişime açılabilir; bu durum bireylerin kendi dijital kimliklerini içeren verileri dahi devredebileceği anlamına gelir. Veri mülkiyeti klasik mülkiyet hukukunun sınırlarını zorlayan yapısal bir kavramdır. Dijital veriler sonsuz biçimde çoğaltılabildiği ve bu çoğaltma özgün hak sahibinin konumunu herhangi bir şekilde etkilemediği için klasik mülkiyet kavramının dijital veriye doğrudan uygulanması mümkün görünmemektedir. Bu temel güçlük, veri mülkiyetini klasik eşyaya özgü mülkiyet anlayışından ayıran başlıca özelliktir; zira bir arazi ya da taşıt üzerindeki mülkiyet hakkı o şeyin başkasına devredilmesiyle sona ererken, bir verinin paylaşılması özgün sahibinin elindeki veriyi ortadan kaldırmamaktadır.

2020 sonrası dönemde ise yapay zeka teknolojilerinin gelişimi ve blokzincir tabanlı dijital varlıkların ortaya çıkışı dijital mülkiyet tartışmasını yepyeni bir evreye taşımıştır. Yapay zekanın eğitildiği verilerin sahipliği, üretilen çıktılar üzerindeki haklar tartışılmış; kripto varlıklar veya oyun içi varlıklar gibi dijital unsurlar üzerinde doğrudan sahipliğin mümkün olup olmadığı sorusu fikri mülkiyet hukukunun gündemini belirleyen başlıca meseleler haline gelmiştir.

Sonuç olarak hak kavramı, teknoloji dolayısıyla yalnızca kapsamını değil özünü de dönüştürmektedir. Bireyler artık korunmayı yalnızca fiziksel müdahalelerden değil, algoritmik süreçlerden, veri sömürüsünden ve dijital gözetimden de talep etmektedir.

B. Blokzincir ve Akıllı Sözleşme Teknolojileri

Blokzincir, 2008'de Satoshi Nakamoto tarafından tanıtılmıştır. Bu sistem dijital işlemlerde güveni merkezi bir otoriteye değil, ağın kendisine dayandırmayı amaçlar. Eşler arası (peer-to-peer) ağlar üzerinde çalışan; birbirine hash ile bağlı veri bloklarından oluşan ve katılımcıların "iş kanıtı" (Proof of Work) veya "pay kanıtı" (Proof of Stake) gibi algoritmalarla uzlaştığı (konsensüs) dağıtık bir defter sistemidir.

Blokzincir verileri bloklar halinde zaman damgasıyla zincirleyerek saklar. Her yeni işlem ağdaki düğümlere gönderilir. Düğümler bu işlemleri doğrulayıp bir blokta toplar. Blok, geçerli hale gelince mevcut zincire eklenir ve tüm ağda güncellenir. Her blok, önceki bloğun kriptografik özetini içerdiğinden kayıtlar değiştirilemez hale gelir. Bir bloktaki veri değişirse tüm zincir bozulur. Kriptografik imzalar ve hash fonksiyonları, işlemlerin sahteciliğe karşı korunmasını sağlar ve şeffaflık ile güveni matematiksel olarak garanti eder.

Başlangıçta yalnızca Bitcoin ile sınırlı olan bu teknoloji, günümüzde finans, tedarik zinciri, sağlık veri yönetimi, kimlik doğrulama ve enerji piyasaları gibi birçok alanda kullanılmakta, özellikle akıllı sözleşmeler aracılığıyla işlemleri otomatik, şeffaf ve geri döndürülemez hale getirmektedir.

Akıllı sözleşmeler ise, ilk olarak 1996'da Nick Szabo tarafından "Smart Contracts: Building Blocks for Digital Markets" adlı makalede kullanılmıştır. Akıllı sözleşmeler, "eğer–o halde" mantığıyla çalışan ve kod üzerinde tanımlı koşullar gerçekleştiğinde otomatik olarak yürürlüğe giren dijital anlaşmalardır. Akıllı sözleşmelerde kod ve işlem geçmişi blokzincirde saklandığı için değiştirilemezdir ve tüm taraflarca doğrulanabilir. Bu yapı, aracılara duyulan ihtiyacı azaltarak işlem maliyetlerini düşürür ve güvenliği artırır.

Söz konusu işlevlerin güvenilir biçimde yerine getirilebilmesi için ise kimlik doğrulama meselesi kritik bir öneme sahiptir. Bu noktada "Self-Sovereign Identity (SSI)" yani öz-egemen kimlik kavramı devreye girmektedir.

SSI, bireylerin dijital kimliklerini merkezi bir otoriteye ya da aracı kuruma bağımlı kalmaksızın özerk biçimde yönetmesine olanak tanıyan bir kimlik yönetim modelini ifade etmektedir. Bu modelde doğrulanabilir kimlik bilgileri dijital bir cüzdanda saklanmakta; birey istediği zaman, istediği kişiyle ve yalnızca paylaşmak istediği bilgiyi paylaşabilmekte, böylece gizlilik ve güvenlik ilkeleri korunmaktadır.

Sonuç olarak, blokzincir ve akıllı sözleşmeler dijital malvarlığı kavramını yeniden tanımlayarak ve malvarlığının dijitalleşmesi sürecinde hak sahipliği, lisanslama ve otomasyon gibi konuların hukuki çerçevesinin yeniden düşünülmesini zorunlu kılarak hukukun dönüşümünü doğrudan etkileyen temel teknolojik araçlar olarak öne çıkmaktadır.

III. Fikri mülkiyet hukuku ve lisanslama

A. Dijitalleşmenin Fikri Mülkiyet Üzerindeki Etkisi: 21. Yüzyılda Temel Sorunlar

1. Dijital Ortamda Telif Hakkı İhlalleri

Fiziksel dünyada bir eserin kopyalanması zaman, emek ve maliyet gerektiren bir süreçti. Bir kitabın basılması, bir müzik kaydının çoğaltılması ya da bir tablonun reprodüksiyonu, hem teknik hem de ekonomik engeller barındırmakta ve bu engeller aynı zamanda birer koruma mekanizması işlevi görmekteydi. Dijital ortam ise bu denklemi kökten değiştirmiştir. Dijital bir eserin kopyalanması artık yalnızca birkaç saniye ve sıfıra yakın bir maliyet gerektirmekte, üstelik kopyanın kalitesi orijinalden hiçbir şekilde ayrışmamaktadır. Bu durum, fikri mülkiyet hukukunun tarihsel olarak dayandığı fiziksel kıtlık varsayımını ortadan kaldırmakta ve telif hakkının temel gerekçelerinden birini fiilen işlevsiz kılmaktadır.

Kopyalanabilirliğin bu denli kolaylaşması beraberinde bir kontrol sorununu da getirmiştir. Geleneksel hukuki çerçeveler, eser sahibinin ürünü üzerindeki denetimini belirli ölçüde güvence altına alabilen fiziksel dağıtım kanallarına dayanmaktaydı. Dijital ortamda ise bir eserin sınır tanımaksızın ve anlık biçimde yayılabilmesi bu denetimi büyük ölçüde imkansız kılmaktadır. İnternete bir kez yüklenen bir içerik; platformlar, coğrafyalar ve yargı bölgeleri arasında kontrolsüz biçimde dolaşabilmekte ve hak sahibinin müdahale kapasitesini aşan bir hıza ulaşabilmektedir. Bu çerçevede fikri mülkiyet haklarının dijital ortamda korunması yalnızca teknik bir mesele olmaktan çıkarak köklü bir hukuki yeniden yapılanma ihtiyacını gündeme taşımaktadır.

2. Yapay Zeka Tarafından Üretilen Eserlerin Telif Hakkı ve Mülkiyeti: İnsan Katkısı Kriteri ve Yapay Zekanın Hukuki Kişiliği

Yapay zekanın giderek daha özerk biçimde içerik üretmeye başlaması telif hukuku alanında temel bir soruyu gündeme taşımaktadır: Yapay zekanın ürettiği içerikler telif hakkı kapsamında korunabilir mi?

Telif sistemi tarihsel olarak insan yaratıcılığını korumayı ve insan ifadesine yönelik teşvikleri güvence altına almayı amaçlamıştır; yapay zeka üretimi eserlerin bu korumadan yararlanıp yararlanamayacağına ilişkin her karar, sistemin temel toplumsal işlevini de doğrudan etkilemektedir.

Bu tartışmanın odak noktasını insan katkısı kriteri oluşturmaktadır. ABD Telif Hakkı Ofisi'nin (USCO) AI ile üretilen eserlerin telif hakkı konusunda yayımladığı ilk resmi rehberliğine göre telif hakkı yalnızca insan yaratıcılığının ürünü olan materyali korumakta; "yazar" kavramı Anayasa ve Telif Hakkı Kanunu çerçevesinde insan olmayanları kapsam dışında bırakmaktadır. Belirleyici kriter, eserin geleneksel yazarlık unsurlarının bir makine tarafından mı yoksa insan tarafından mı tasarlanıp hayata geçirildiğidir. USCO bu doğrultuda bütünüyle yapay zeka tarafından üretilen eserlerin telif hakkıyla korunamayacağını; mevcut teknoloji itibarıyla bir yapay zeka modeline yalnızca komut girmesinin insan yazarlığı sayılması için yeterli kontrolü sağlamadığını açıkça ortaya koymuştur.

Ancak mesele bu kadar tek düze değildir. USCO'nun 2025 tarihli raporunda öne çıkan nüanslı yaklaşıma göre, yapay zekayı insanın yaratıcı sürecini kolaylaştırmak amacıyla kullanan eserlerde telif hakkı koruması ortadan kalkmamaktadır. Belirleyici olan, yapay zekanın insan ifadesini geliştirip geliştirmediği veya onun yerine geçip geçmediğidir. Başka bir deyişle, yapay zeka destekli eserlerde insan yazarlığının yeterli düzeyde yaratıcı katkıyı karşılaması halinde telif hakkı koruması mümkün olmakta; yalnızca yapay zeka tarafından üretilen materyalin hiçbir şekilde korunamayacağı ise kesin biçimde ifade edilmektedir.

Uluslararası alanda da benzer sorular tartışılmaktadır. Dünya Fikri Mülkiyet Örgütü (WIPO), yapay zekanın edebi ve sanatsal eserlerin üretiminde giderek yaygınlaşmasıyla birlikte ortaya çıkan politika sorularını ele alan bir tartışma belgesi yayımlamıştır. WIPO bu belgede yapay zeka üretimi eserlere telif hakkının nasıl atfedileceğine ilişkin temel soruların telif sisteminin köklü amaçlarına dokunduğunu vurgulamaktadır.

Ülkelerin de bu konuda birbirinden farklı yaklaşımlar benimsediği görülmektedir. Bir kısım ülke yapay zeka tarafından üretilen eserlere telif hakkı tanımayı reddederken, İngiltere gibi bazı hukuk sistemleri eserin yaratılması için gerekli düzenlemeleri yapan kişiyi yazar kabul eden bir istisna hükmüne yer vermiştir. Çin'de ise bir mahkeme, kullanıcının yapay zeka aracına yeterli düzeyde yaratıcılıkla komut verdiği ve çıktıyı düzelttiği gerekçesiyle yapay zeka tarafından üretilen bir görsel için telif hakkını tanımıştır.

Türk hukukunda ise 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, eserin korunabilirliğini sahibinin hususiyetini taşımasına bağlamaktadır. Bu kriter, eserde yaratıcının kişiliğinin ve özgün zihinsel emeğinin iz bırakmış olmasını gerektirmektedir. Yapay zekanın ürettiği eserlerin, binlerce insanın dijital ayak izinden türetildiği düşünüldüğünde, söz konusu katkıların "hususiyet" kavramına ne ölçüde dahil edilebileceği tartışmaya açık bir meseledir. Ortaya çıkan yapay zeka çıktısında belirli bir insanın katkısını izole etmek ve ölçmek teknik açıdan mümkün olmasa da, bu insanların sağladığı veri olmaksızın çıktının var olamayacağı da inkar edilemez bir gerçektir. Bu bağlamda klasik telif hukukunun "eser-yazar" ikiliğine dayanan yapısı, çok katmanlı ve kolektif bir katkı sürecini barındıran yapay zeka üretimi eserler karşısında yetersiz kalmakta; hukukun bu yeni gerçekliğe uyum sağlaması zorunlu hale gelmektedir.

Tüm bu gelişmeler klasik telif hukuku anlayışının dijital çağdaki yeterliliğini ciddi biçimde sorgulatmaktadır. İnsan yazarlığını merkeze alan geleneksel yaklaşım, yapay zekanın üretim sürecine müdahil olduğu karma eserlerde giderek daha belirsiz bir zemine oturmaktadır. Geleneksel yazarlık anlayışının yapay zeka üretimi eserlerin soyut gerçekliğini yeterince yansıtmadığı durumlarda, sahipliğin yapay zeka programının sahibine ya da geliştiricisine mi yoksa modele komutu giren kullanıcıya mı atfedilmesi gibi daha derin tartışmalar ortaya çıkmaktadır. Bu tartışma, mevcut hukuki çerçevelerin yeniden değerlendirilmesini zorunlu kılmaktadır.

Peki yapay zekanın kendisi eserler üzerinde hak sahipliği iddia edebilir mi? Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu bir eserin, eser sahibinin/yaratıcısının kişiliğini taşıması gerektiğini vurgular. Peki yapay zekanın bir kişiliği var mıdır? Günümüzde, yapay zekaya hukuki bir kişilik tanıyan bir hukuk sistemi bulunmamaktadır. Dolayısıyla Türkiye'de de yapay zekanın hukuki bir kişiliği yoktur. Bir eserin sahibinin bir insan olabileceği genel kabul görmüş bir gerçektir ve Türkiye şu anda yapay zekayı; bilim, edebiyat, müzik eserleri, güzel sanatlar veya sinematografik eserler de dahil olmak üzere fikir ve sanat eserleri için eser sahibi olarak tanımamaktadır. Yine fikri mülkiyet haklarını düzenleyen ana yerel mevzuatta da yapay zeka ile ilgili herhangi bir hüküm bulunmamaktadır. Ayrıca algoritmalar, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu ve 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu kapsamında doğrudan korunmamaktadır. Ancak, mevzuatta yapay zeka kullanılarak oluşturulan çıktıların fikri mülkiyet haklarını ihlal edip etmediği ve telif hakkına tabi eserlerin üretken yapay zeka eğitiminde girdi olarak kullanılması konusundaki tartışmalara katkıda bulunmak üzere yorumlamaya olanak tanıyan hükümler bulunmaktadır.

Örneğin kanundaki patent hükümleri açısından, patentler; yeni olmaları, buluş basamağı içermeleri ve sanayiye uygulanabilir olmaları koşuluyla herhangi bir teknoloji alanındaki buluşlar için verilebilir. Bilgisayar programları ise buluş olarak kabul edilmez. Ancak yapay zeka içeren buluşlar, yapay zekanın belirli bir teknik amaca hizmet etmesi ve belirli bir teknik uygulamada kullanılması halinde patent olarak nitelendirilebilir. Örneğin bir şirket ar-ge faaliyetleri kapsamında yapay zeka kullanarak sanayiye uygulanabilir bir buluş yaptıysa, bu patentlenebilir bir buluş olabilir.

3. Yapay Zeka Modellerinde Çeşitli Yönlerden Eğitim Verisi ve Hak Sahipliği Sorunu

Yapay zeka sistemleri, insanların ürettiği içerikleri, paylaşımları ve dijital izlerini hammadde olarak kullanmaktadır. Eğitim için kullanılan veriler çoğunlukla içerik oluşturucuların onayı alınmadan ve herhangi bir telif ücreti ödenmeden derlenmektedir. Otomatik web tarayıcıları internet üzerinden içerik "kazımakta"; bu içerikler indirilmekte, kopyalanmakta ve atıf bilgilerinden arındırılmaktadır. Nitekim yapay zeka uygulamalarının özerk biçimde edebi ve sanatsal eserler ürettiğini ileri sürmek bu uygulamaların algoritmaları eğitmek için kaynak veriye ihtiyaç duyduğu gerçeğini göz ardı etmektedir. Başka bir deyişle, yapay zekanın "yaratıcılığı" aslında büyük ölçüde insan emek ve üretiminin bir türevi niteliğindedir.

Bazı akademisyenler, telif hakkı sahiplerine yapay zeka eğitiminde telafi edilmeksizin kullanılan eserler için adil tazminat sağlanmasını önermiştir; bu öneri, yaratıcıların bilime ve kültüre katkılarından doğan ahlaki ve maddi haklarını temel almaktadır.

Bu konuya ilişkin en bilindik davalardan biri Anthropic davasıdır. Amerika Birleşik Devletleri'nde, büyük dil modelleri (LLM) geliştirmek amacıyla, yapay zekayı eğitmek için, telif hakkına sahip kitapların kullanımıyla ilgili Anthropic şirketine karşı bir toplu dava açılmıştır. Yazarlar Andrea Bartz, Charles Graeber ve Kirk Wallace Johnson, şirketin kitaplarını izinsiz kullanarak yapay zeka modeli Claude'u eğittiğini iddia etmişlerdir. Ancak, Kaliforniya Kuzey Bölgesi Federal Mahkemesi Hakimi William Alsup, Anthropic'in kitapları eğitim amacıyla kullanmasının adil kullanım (fair use) kapsamında olduğunu belirlemiştir. Hakim, yapay zekanın kaynak materyali yeni içerik üretmek için dönüştürmesinin hukuki olarak korunduğunu ve yapay zekanın gelişmesi için ona bu kitapları okutmanın, okullarda öğrencileri eğitmekten farksız olduğunu ifade etmiştir. Ancak, şirketin bu kitapları merkezi bir kütüphanede depolamasının telif hakkı ihlali oluşturduğunu ve bu durumun dava sürecine devam edilmesine neden olduğunu belirtmiştir. Sonuç olarak dava, taraflarca uzlaşma yoluyla sonuçlandırılmıştır.

IV. Blokzincir tabanlı fikri mülkiyet yönetimi

A. Blokzincir ve Akıllı Sözleşmeler ile Telif Haklarının Kaydı ve Lisanslanması

Geleneksel fikri mülkiyet lisanslama süreçleri çok sayıda aracı kurum, karmaşık bürokratik işlemler ve uzun ödeme döngüleri nedeniyle ciddi verimsizlikler barındırmaktadır. Blokzinciri teknolojisi ve akıllı sözleşmeler, bu sorunlara köklü bir çözüm sunma potansiyeli taşımaktadır.

Akıllı sözleşmelerin otomatik olarak yürürlüğe giren yapısı manuel müdahaleyi en aza indirmekte, otomatik telif ödemelerini mümkün kılmakta ve fikri mülkiyetin her kullanımı için denetlenebilir bir iz oluşturmaktadır. Pratik bir örnek üzerinden ele alındığında, bir müzik lisansına ilişkin akıllı sözleşme, bir şarkının her dinlenme veya indirilme işlemini otomatik olarak takip edebilmekte ve önceden belirlenen koşullar çerçevesinde tüm hak sahiplerine anında telif ücreti dağıtabilmektedir.

Blokzinciri tabanlı fikri mülkiyet yönetimi açısından ise dağıtık defter teknolojisi aracılığıyla eserlerin sahipliği, dağıtımı, kullanımı ve telif gelirleri şeffaf ve değiştirilemez biçimde kayıt altına alınabilmektedir. Yine bu bağlamda SSI, eser sahipliğinin ve lisans haklarının doğrulanmasında kritik bir işlev üstlenmektedir. Tokenların hakları, cüzdanların ise hak sahiplerini temsil ettiği bu sistemde, eserlerin sahipliği, dağıtımı, kullanımı ve telif gelirleri şeffaf biçimde kaydedilebilmektedir. Böylece bir eser blokzincirine kaydedildiğinde, o eserin kime ait olduğu, hangi koşullarla lisanslandığı ve telif ödemelerinin kime yapılacağı kriptografik olarak doğrulanabilir hale gelmekte; aracı kurumların üstlendiği kimlik ve sahiplik doğrulama işlevleri büyük ölçüde otomasyona kavuşmaktadır. Bu model aynı zamanda doğrulanabilir kimlik bilgilerinin oluşturulmasını, kaydedilmesini, kişisel veri kullanımına ilişkin izin ve onayların yönetilmesini ve hesap verebilirlik mekanizmalarının işletilmesini de kapsamaktadır.

Bununla birlikte bu sistemin sunduğu olanaklar, beraberinde çözüme kavuşturulması gereken ciddi hukuki sorunları da getirmektedir. Bu sorunlardan ilki blokzinciri kayıtlarının delil değeridir. Blokzinciri teknolojisi, hukuki etkileri ve delil değeri bakımından ikili bir nitelik taşımaktadır. Bir yanda değiştirilemez kayıt yapısı sayesinde bir hukuki işlemin biçimine ilişkin yüksek düzeyde kesinlik sağlayabilmekte; öte yanda ise sisteme girilen bilginin doğruluğunu ve meşruiyetini kendiliğinden güvence altına alamamaktadır. Mahkemelerin blokzinciri kayıtlarını değerlendirirken karşılaştığı başlıca güçlükler arasında hatalı ya da sahte veri girişi riskleri, izinli blokzinciri sistemlerinin doğrulanmasındaki sorunlar, yargı bölgeleri arasındaki tutarsızlıklar, standart adli protokollerin yokluğu ve değiştirilemezlik ile veri koruma hakları arasındaki gerilim sayılabilir. Bazı yargı bölgeleri bu konuda yasal düzenlemeler geliştirmiş olsa da pek çok hukuk sisteminde blokzinciri kayıtları hâlâ yargılamalarda kabul edilebilirlik ve delil güvenilirliği açısından ciddi sorularla karşı karşıya kalmaktadır.

Bir diğer sorun ise akıllı sözleşmelerin sözleşme niteliğine ilişkindir. Akıllı sözleşmelerin, geleneksel sözleşmeler ile aynı hukuki güce sahip olup olamayacağı hakkında henüz kesin bir ortak görüşe varılamamıştır.

Son olarak uyuşmazlık çözümüne ilişkin bir sorun da, blokzinciri üzerindeki işlemlerin büyük çoğunluğu etkin biçimde konumsuz, isimsiz ve kimliği belirlenemez taraflar arasında gerçekleşmesidir. Bu anonimlik ya da takma ad kullanımı, uyuşmazlık çözümü açısından ciddi yargı yetkisi sorunları doğurmakta ve zincir dışı çözüm mekanizmalarının işleyişini önemli ölçüde kısıtlamaktadır. Tüm bu gelişmeler, uyuşmazlık çözümünün hem teknik hem de hukuki boyutlarıyla yeniden tasarlanmasını zorunlu kılmaktadır.

B. DAO ve Merkeziyetsiz Kolektif Hak Yönetimi: Blokzincir Teknolojisi Telif Hukukunu İşlevsiz Hale Getirebilir Mi?

"Decentralized Autonomous Organization (DAO)" yani merkeziyetsiz otonom organizasyon; blokzinciri üzerinde çalışan, akıllı sözleşmeler aracılığıyla yönetilen ve merkezi bir otoriteye ihtiyaç duymaksızın karar alabilen bir dijital yönetim yapısını ifade etmektedir. Bu yapıda kurallar kod aracılığıyla belirlenmekte, kararlar topluluk üyelerinin oylarıyla alınmakta ve tüm işlemler blokzinciri üzerinde kayıt altına alınmaktadır. Klasik anlamda bir yönetim kurulu ya da şirket merkezinin bulunmadığı bu modelde şeffaflık, açıklık ve merkeziyetsizlik temel ilkeler olarak benimsenmektedir.

Yapısal açıdan DAO'lar, bir blokzinciri üzerinde yayımlanan akıllı sözleşmelerden oluşmaktadır. Katılımcılar, token sahipliği aracılığıyla karar alma süreçlerine dahil olmakta ve sunulan teklifler üzerinde oy kullanmaktadır. Kodlanmış kurallar, belirlenen koşullar sağlandığında işlemleri otomatik olarak yürütmekte; bu da insan kaynaklı hata ve manipülasyon riskini önemli ölçüde azaltmaktadır

Tarihsel süreç incelendiğinde DAO kavramının özellikle Ethereum ekosistemiyle birlikte 2015-2016 yıllarında öne çıktığı görülmektedir. Merkeziyetsiz bir yatırım fonu olarak tasarlanan ilk büyük uygulama The DAO, bir güvenlik açığı nedeniyle saldırıya uğramış ve bu olay hem Ethereum Classic'in doğmasına yol açmış hem de DAO güvenliği konusundaki tartışmaları gün yüzüne çıkarmıştır.

Kullanım alanları bakımından DAO'lar bugün merkeziyetsiz finans (DeFi), dijital sanat fonları, topluluk yönetimi, açık kaynak proje finansmanı ve yatırım kulüpleri gibi çok sayıda alanda etkin biçimde uygulanmaktadır. Bu model, organizasyon yapılarının şeffaf, katılımcı ve küresel ölçekte yönetilebilmesine olanak tanımaktadır.

Kolektif hak yönetimi, müzisyen, yazar ve besteci gibi eser sahiplerinin telif haklarını bireysel olarak takip etmek yerine bir kurum aracılığıyla ortaklaşa yönetmesi esasına dayanmaktadır. Bu kurumlar telif ücretlerini toplamak, ilgili taraflara dağıtmak ve lisanslama süreçlerini yürütmek gibi temel işlevleri üstlenmektedir. Uluslararası literatürde "collective management organizations (CMO)" olarak adlandırılan bu yapılar, eser sahiplerinin haklarını sistematik ve etkin biçimde koruyan aracı kurumlar olarak işlev görmektedir.

Bu alandaki en köklü ve bilinen örneklerden biri American Society of Composers, Authors and Publishers'dır (ASCAP). 1914 yılında Victor Herbert, John Philip Sousa ve Irving Berlin gibi önde gelen sanatçılar tarafından kurulan ASCAP, Amerika Birleşik Devletleri'nde faaliyet gösteren kar amacı gütmeyen bir müzik telif hakları kuruluşudur. Kuruluşun temel amacı, 1909 Telif Hakkı Yasası'nın ardından müzik yaratıcılarının kamuya açık icralardan gelir elde edebilmesini sağlamak ve bu gelirleri üyeleri adına dağıtmaktır.

Blokzinciri teknolojisinin gelişmesiyle birlikte kolektif hak yönetimi, merkezi kurumların aracılığına gerek kalmaksızın da yürütülebilir hale gelmiştir. DAO tabanlı bir sistemde eserler blokzincirine kaydedilmekte, lisans koşulları akıllı sözleşmeler aracılığıyla belirlenmekte ve telif ödemeleri otomatik olarak dağıtılmaktadır. Bu yapı, telif yönetimini geleneksel modele kıyasla daha şeffaf, daha hızlı ve daha otomatik bir zemine taşıma potansiyeli taşımaktadır.

Bütün bunlar ışığında, kapsamlı bir regülasyon ile uygulamadaki anılan ve öngörülen diğer sorunlar çözüldüğü takdirde, bu teknolojilerin klasik telif hukukunu işlevsiz hale getirme potansiyelinin çok yüksek olduğu fikrindeyim.

Sonuç

Bu çalışma, teknoloji ile hukuk arasındaki ilişkinin artık bir arada var oluş değil, karşılıklı bir dönüşüm ilişkisi haline geldiğini ortaya koymaktadır. Dijitalleşme yalnızca yeni araçlar üretmemiş; hak, mülkiyet, kimlik ve sözleşme gibi hukukun temel kategorilerini de köklü biçimde sorgulatmıştır.

Lawrence Lessig'in "kod kanundur" tezi, bu dönüşümün en erken ve en keskin ifadelerinden birini oluşturmaktadır. Dijital ortamda davranışları düzenleyenin yalnızca hukuki normlar değil, teknik kodun kendisi olduğu gerçeği; hukukun egemenlik alanını ve işlevini yeniden tanımlamaktadır.

Fikri mülkiyet hukuku bu tablo karşısında belki de en yoğun baskıyı hisseden alan olmuştur. Yapay zekanın özerk biçimde eser üretmesi, blokzincir teknolojisinin aracısız işlem imkanı sunması ve DAO'ların merkezi otoriteye ihtiyaç duymaksızın kolektif yönetim modeli geliştirmesi; bu dönüşümün somut tezahürleridir. Bir yanda yapay zekanın ürettiği eserlerde insan yazarlığı kriterinin ne anlama geldiği tartışılırken, öte yanda milyonlarca insanın dijital ayak izinden beslenen yapay zeka modellerinin bu katkıları telif hukuku çerçevesinde nasıl karşılayacağı sorusu yanıtsız kalmaktadır. USCO ve WIPO bu soruları gündemine almış; ancak uluslararası ölçekte bağlayıcı ve tutarlı bir çerçeveye henüz ulaşılamamıştır.

Sonuç olarak bu çalışma, teknolojik gelişmenin hukuku yalnızca zorlamadığını, aynı zamanda ona yeni bir vizyon sunduğunu savunmaktadır. Hukuk, bu vizyonu benimseyerek hakları yalnızca devlet-birey ilişkisi ekseninde değil; platform-birey, algoritma-birey ve veribirey eksenlerinde de tanımlamalıdır.

References

LESSIG, Lawrence, Code Is Law, Harvard Magazine, 2000.

LESSIG, Lawrence, Code: Version 2.0, New York, 2006.

BRITTAIN, Blake, Anthropic's Surprise Settlement Adds New Wrinkle in AI Copyright War, Reuters, 2025.

DAVIES, Mark / HUANG, Henry Y., Two California District Judges Rule That Using Books to Train AI is Fair Use, White & Case LLP Insight Alert, 2025.

DAVIS, John Paul, Leading The Revolution, The Reporter, Cilt: 26, Sayı: Special History Edition, 1999, s. 166-171.

HERSHEY, Tina Batra / BURKE, Donald, Pioneers in Computerized Legal Research: The Story of the Pittsburgh System, Journal of Technology Law & Policy, Cilt: 18, 2017-2018, s. 29-39.

KARAMANLIOĞLU, Argun, Concept of Smart Contracts – A Legal Perspective, Kocaeli Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Cilt: 1 Sayı: 35, s. 29-42.

KNIBBS, Kate, Anthropic Settles High-Profile AI Copyright Lawsuit Brought by Book Authors, WIRED, 2025.

LOEVINGER, Lee, Jurimetrics—The Next Step Forward, Minnesota Law Review, Cilt: 33, Sayı: 5, 1949, s. 455-493.

BLACK, Nicole, 2026 Legal Industry Report, 8am, 2026.

İnternet kaynakları

AMERICAN BAR ASSOCIATION, AI for Law Firms: What the 8am Legal Industry Report Tells Us About AI Use, 2026, https://www.americanbar.org/groups/law_practice/resources/law-practice-magazine/2026/march-april-2026/8am-legal-industry-report/ (Erişim Tarihi: 05.04. 2026).

GOV.UK, https://www.gov.uk/government/consultations/artificial-intelligence-and-ip-copyright-and-patents/artificial-intelligence-and-intellectual-property-copyright-and-patents (Erişim Tarihi: 05.04. 2026).

KAYA, Serkan / KURT KONCA, Nesibe / KIYAK, Emre, The Evidentiary Value of Blockchain in Civil Litigation: Comparative Insights and Future Directions, Frontiers in Blockchain, 2026, https://doi.org/10.3389/fbloc.2026.1783805 (Erişim Tarihi: 05.04. 2026).

SHARMA, Toshendra Kumar, Details Of The DAO Hacking In Ethereum In 2016, Blockchain Council, 2022, https://www.blockchain-council.org/dao/details-of-the-daohacking-in-ethereum-in-2016/ (Erişim Tarihi: 05.04. 2026).

SZABO, Nick, Smart Contracts: Building Blocks for Digital Markets, 1996, https://www.fon.hum.uva.nl/rob/Courses/InformationInSpeech/CDROM/Literature/LOTwinterschool2006/szabo.best.vwh.net/smart_contracts_2.html (Erişim Tarihi: 05.04. 2026.

U.S. COPYRIGHT OFFICE, Copyright and Artificial Intelligence, Part 2: Copyrightability, 2025, https://copyright.gov/ai/Copyright-and-Artificial-Intelligence-Part-2-Copyrightability-Report.pdf (Erişim Tarihi: 05.04. 2026).

U.S. COPYRIGHT OFFICE, Copyright Registration Guidance: Works Containing Material Generated by Artificial Intelligence, 2023, https://public-inspection.federalregister.gov/2023-05321.pdf (Erişim Tarihi: 05.04. 2026).

VERGHESE, Mathews/ MISHRA, Anisha, AI, Smart Contracts, and Blockchain: The New Frontier of Intellectual Property Management, NUALS Law Journal, 2024, https://nualslawjournal.com/2024/10/16/ai-smart-contracts-and-blockchain-the-new-frontier-of-intellectual-property-management/ (Erişim Tarihi: 05.04. 2026).

WANG, Jiachen T., vd., An Economic Solution to Copyright Challenges of Generative AI, 2024, https://arxiv.org/pdf/2404.13964.pdf (Erişim Tarihi: 05.04. 2026).

WARREN, Zach / ABBOTT, Mike/ vd., 2025 Generative AI in Professional Services Report, Thomson Reuters Institute, 2025, https://www.thomsonreuters.com/content/dam/ewpm/documents/thomsonreuters/en/pdf/reports/2025-generative-ai-in-professional-services-report-tr5433489-rgb.pdf?utm (Erişim Tarihi: 05.04. 2026).

WIPO, Revised Issues Paper on Intellectual Property Policy and Artificial Intelligence (WIPO/IP/AI/2/GE/20/1), 2019, https://www.wipo.int/edocs/mdocs/mdocs/en/wipo_ip_ai_2_ge_20/wipo_ip_ai_2_ge_20_1.pdf (Erişim Tarihi: 05.04. 2026).

ZHOU, Bo, Artificial Intelligence and Copyright Protection – Judicial Practice in Chinese Courts, WIPO Conversation on Intellectual Property and Artificial Intelligence, 2023, https://www.wipo.int/export/sites/www/about-ip/en/artificial_intelligence/conversation_ip_ai/pdf/ms_china_1_en.pdf (Erişim Tarihi: 05.04. 2026).

Kaynak göster
Berfin Yaşar, 'DİJİTAL ÇAĞDA HAKLARIN DÖNÜŞÜMÜ: FİKRİ MÜLKİYET HUKUKUNDA YAPAY ZEKA VE BLOKZİNCİR PERSPEKTİFİ ' (2026) 3(1) ILSA BAU LR art 1.

Sırada

Vol. III · Sayı 1